Bugun...
13-09-2017
SONNUR ADA

SONNUR ADA

Benim kızım kediden korkar!

Anne ve üç yaşındaki kızı çay bahçesine girdiler. Ortada dolanan sevimli yavru kedi, küçük kız çocuğunun dikkatini hemen çekti. Annesinin elini bırakarak keyif ve merakla elindeki bebeğini yavru kediye doğru uzattı. Kısacık zaman diliminde küçük kız ve yavru kedi karşılıklı sakince bir köprü kurdular.
Hemen yanımdaki masaya yönelen anne, panikle kızının elini tekrar tutarak kendine doğru çekti. Garsona, “kediyi buradan alın benim kızım kediden korkar!” diye seslendi. Küçük kız şaşkınlıkla annesine doğru baktı ve garsonun yavru kediyi yanından uzaklaştırmasını sessizce seyretti. Anne elindeki telefon çalınca dikkatini konuşmaya vererek kızını yanındaki sandalyeye oturttu. Telefondaki arkadaşına çay bahçesinin yerini tarif etmeye başladı.
Küçük kız oturtulduğu sandalyede kımıldamadan masanın altına ve etrafına uzun bir süre arayan gözlerle bakmaya devam etti. Sarı bukleli bebeğine sımsıkı sarılıyordu…
Sizlere aktardığım bu olay üzerinden farklı çıkarımlarda bulunabiliriz. Bana göre en önemlisi annenin garsonla kurduğu iletişimde, küçük kızımızı korkuyla tanıştırmasıydı. Dokunamadı, anlayamadı… Kedi ile ilgili annesinin daha önce yaşamış olduğu olumsuz deneyime dair hiçbir fikri yok. Belki de yaşamı boyunca taşıyacağı hayvan korkusunun temeli atıldı orada. Anne kendi korkusu nedeniyle kızının merak, öğrenme ve keşfetme hakkını elinden alıyor.
Annenin belki de öylesine, o anı kurtarmak için söylediği “kızım kediden korkar” cümlesinin küçük kıza öğrettiği;
Kediden korkmalıyım…
Ben kediden korkuyorum…
Ben korkağım, annem öyle diyor…
Hayatında hiç yılan görmemiş birinin yılandan korkması, var olmayan uydurulmuş nesneler yaratarak, yarattığımız nesnelere inanç geliştirmemiz ve onlardan korkmamız… Karanlıktan, mezarlıktan, kediden, köpekten korkmak gibi birçok öğrenilmiş korkularımız var.
Kedi ile dostluk kurmaya çalışan küçük kız, kedi ile temas ederek anlama -tanıma ve fikir oluşturma deneyimini yaşayamadı. Elindeki bebeğini paylaşmaya yönelik, kuracağı sevgi bağı, bir yetişkinin kurduğu cümle ile korku duvarına takıldı.
Terbiye etmek için korkuyu öğretiriz çocuklarımıza, temiz bulmadığımız sokak köpeğinden ‘dokunma ısırır’, ışığı yanmayan mutfaktan bir şey almak için yönelen çocuğa kırıp döker diye ‘karanlık orası, öcü var’ deriz.
Sonra yetişkinliğimize taşınır önce korkma alışkanlığımız, yetişkinlikte arada korkunun adını “temkinli olmak’’, “eşeğini sağlam kazığa bağlamak” deriz. Ya da adım atarken karar verirken kılı kırk yararız, bize iyi gelmeyen bir konuda değişim yaparken.
Kararsızlığı öğreniriz. İletişim dilinde şiddetin yarattığı etkiyi pekiştirir öğrenilmiş korkularımız. Çoğu zaman hata yapmaktan korkarız, pişman olmaktan korkarız. Bütün bu korkular atacağımız adımların önünde yorgunluk dağları oluşturur. Karar alabilme becerimizin önündeki en büyük engeldir karar almaktan korkmamız.
‘’Benim oğlum…’’ ‘’benim kızım…’’ diyerek başladığımız her iletişim cümlesi, çocuklarımızın algısında inanç olarak kayda geçer. Cümleyi tamamlayan eklere göre, olumlu inanç veya olumsuz inanç olarak yerleşir zihinlere.
Korkuyla yaklaştığımız her şeye göz ucuyla bakarız, görmekte zorlanırız. Doğru göremediğimiz bir şeyin de sağlıklı fotoğrafını yapamayız. Korkular kişinin kendinden ve yaşamından memnuniyetiyle ters orantılıdır.
Çocuklarımızla korku dilinden uzak, kavrayan ve anlayan iletişim dilinin keyfini yaşamak dileğiyle…

Bu makale 1188 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer
Sosyal Medya

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ